İklim Değişikliği Ekseninde Mimarlık

İklim Değişikliği Ekseninde Mimarlık

İklim Değişikliği Ekseninde Mimarlık

İklim değişikliği dünya geneline etkisini her gün arttırırken ülkemizde de geçtiğimiz yıl önemli yıkımlara neden oldu. Ege ve Akdeniz bölgesindeki orman yangınları, Karadeniz ve Doğu Anadolu’daki sel felaketleri, Güneydoğu Anadolu bölgesindeki kuraklık, iklim krizinin ne kadar önemli bir boyuta geldiğini gözler önüne serdi. İklim değişikliğinin etkileri arasında yağış rejimlerinde görülen düzensizlik, buzulların erimesi, hava olaylarındaki aşırılık, deniz seviyesinin yükselmesi, seller, fırtınalar, su kıtlığı, çölleşme, kuraklık gibi etkenler yer alıyor. İklim değişikliği; ekosistem, insan sağlığı ve sürdürülebilir yaşamı olumsuz etkileyerek sosyo-ekonomik sorunlara yol açacaktır. 19. yyın sonlarında başlayan küresel ısınma, 1980’li yıllardan itibaren belirgin bir şekilde, her yıl bir öncekinden daha da sıcak olarak kendini göstermiştir. Mimarların, tasarımcıların, plancıların, kamunun iklim değişikliğinin etkisinin farkında olması ve tasarımlarını bu yönde yapması gerekiyor. Kentsel yapılı çevre, yıllık küresel sera gazı emisyonlarının %75’inden sorumlu iken binalar bunun tek başına %39’unu oluşturuyor. Küresel enerjinin %36’sının binalara ayrıldığı ve küresel emisyonların %8’inin yalnızca çimentodan kaynaklandığı düşünüldüğünde mimarlık camiasının zamanımızın en büyük kriziyle mücadele etmede önemli bir rolü olduğu görülüyor.

Mimari hedefl erde “sürdürülebilirlik” sürükleyici bir rol üstleniyor.

İklim krizinde “sürdürülebilir mimarlık” ın temel hedef olması gerekmektedir. Sürdürülebilir mimari için mevcuttaki kaynakların elverişli bir biçimde kullanılması, bunu yaparken yaşamın devamlılığının sağlanması, tasarımda konforun arttırılması ve yapının inşaatı sırasında çıkan atıkların dönüştürülmesi ya da dönüşümlü olması gerekmektedir. En sürdürülebilir ürün en uzun süre kullanılabilen üründür. Tasarımda verilen kararların birçoğu iklimi de dolaylı olarak etkiler. Mimarlar ve tasarımcılar için iklim değişikliği sorununu çözmeye çalışmada en önemli yöntem, verimliliği yüksek tasarımlar yapmaktır. Enerji ve malzeme gibi kaynakları en aza indirirken, verimliliği en üst seviyeye çıkarmak hedefl enmelidir. Ayrıca ürün veya proje ömrünü dikkate alan uzun vadeli kararlar alınması gerekir.

İklim değişikliği tasarım anlayışının temel ilkesi olarak görülmeli.

Tasarım anlayışının artık iklim değişikliği merkezinde yeniden ele alınması gerekiyor. Özde iklim değişikliğini dikkate alan ve çözüm üretmeyi amaçlayan yaklaşımların üretilmesi ihtiyaç haline geliyor. Tasarımda enerji ve kaynak verimliliğinin ön plana çıkması gerektiği artık kaçınılmaz oldu. Yapı maliyetlerini en düşük, enerji ve kaynak verimliliğini ise en yüksek seviyede tutmak öncelikli hale geldi. Üretimde ve tasarımda seçilen malzemeler ve üretilen detayların sürdürülebilir bir mimarlık anlayışını yakalaması gerekiyor. Bir yapının ısınma, havalandırma ve aydınlatma sistemleri ile minimum enerji gereksiniminin sağlanması temel hedef olmalı. Diğer önemli bir kriter de malzeme ömrü. Sürdürülebilir mimarinin temelini oluşturan malzeme ömrü, Sürdürülebilir mimarinin temel taşlarından biri olan malzeme ömrüyle, malzemenin mümkün olan en uzun şekilde işlevini yerine getirecek şekilde tasarlanması ve uygulanması, gerektiğinde değişim yerine onarıma imkan vermesi kastediliyor. Çevremizdeki malzemeleri geri dönüştürerek yapı yapmayla ilgili çok sayıda örnek bulunuyor.

Kentlerimiz iklim değişikliğine hazır değil.

Bugün kentlerimiz iklim değişikliğine hazır değil. Bu durum başta plancılar ve mimarlar olmak üzere hepimizi ciddi bir mücadeleye itiyor. Bu mücadelede yeşil dokunun, doğal bitki örtüsünün ne denli önemli olduğu, peyzajın ne kadar vazgeçilmez olduğu ama peyzaj alanlarını da tasarlarken suyun yönetimini ve kuraklığı da düşünerek sağlamanın ne kadar elzem olduğunu vurgulamakta fayda var. Yenilikçi çevreler yaratmak için sunulan fırsatları doğru değerlendirmemiz gerekiyor. İklimsel değişikliğin yönetilmesi için gerekli strateji olan adaptasyonu sağlamada önemli rollerin düştüğü mimarlar ve plancılar yaratıcı çözümler üretmek zorunda. Mimarlık bilimi ve pratiğinde radikal bir dönüşüm ve daha hassas bir yaklaşımın ivedilikle yerine getirilmesi gerekiyor. Yaşadığımız gezegenimizin karşı karşıya kaldığı sorunlar, durumun sosyal boyutunu, kentleşmenin ve mimarlığın önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu noktada sadece yeniden üretimin değil, kaynak değerlendirerek tasarlamanın da yeniliklerin bir parçası olduğunu anlamamız gerekiyor.

Kentlerimizde yeşil açık alan düzenlemeleri büyük önem arz ediyor.

Kentlerimizde yapılaşmış alan yoğunluğu fazla olduğu için kentlerimiz iklim değişikliğine karşı daha kırılgan. Bu nedenle yeşil alan düzenlemeleri önem arz ediyor. Yeşil alanların kişi başına düşen metrekare büyüklüğüne göre sınıfl andırılması, kentlerde nitelikli yeşil alanların oluşturulabilmesi için kaçınılmaz fakat Yeşil alanların alansan büyüklüklerine göre değil, ekolojik nitelikleri ve mekânsal dağılımlarına göre değerlendirilmeleri gerekiyor. Ekolojik nitelik, alanın büyüklüğü, formu, sahip olduğu bitki ve hayvan çeşitliliği ve yoğunluğuna bağlı olarak değişir. Temel olan, ekolojik niteliği yüksek, kentsel doku içerisinde dengeli bir dağılım gösteren açık yeşil alan sisteminin oluşturulması sağlanmalıdır. Her kentin kendine özgü iklimi, doğası, kültürel ve ekolojik özellikleri vardır. Her kente özgün bu değerler çerçevesinde bütüncül planlama ve tasarım politikası geliştirilmelidir. Kent içerisinde kentsel yeşil koridorlar oluşturulmalıdır. Kent içinde ısı adaları oluşması engellenmelidir. Kentsel dönüşüm projelerinde açık yeşil alanların daha fazla dikkate alınması gerekmektedir.

Bu konuda meslek örgütlerine de büyük görevler düşüyor.

Dünyanın birçok yerinde meslek örgütleri bildiriler yayımlıyor. Bunlardan bir tanesi American Institute of Architects (AIA) 2030 Bildirisi. 2009 yılında kurulan gönüllü program, mimarlardan, mühendislerden ve tüm tasarım mesleklerinden iklim değişikliğini ele almak için sağlam adımlar atmalarını ve 2030 yılına kadar karbon nötr yapılı bir çevre elde etme yolunda kaydettikleri ilerlemeyi rapor etmelerini istiyor. Design Data Exchange (DDx) adı verilen raporlama formatıyla proje-performans karşılaştırması yapılabiliyor.

Royal Institute of British Architects (RIBA) ise 2050 yılına kadar net sıfır emisyon taahhüdü konusunda Birleşik Krallık hükümetiyle güçlerini birleştirmeyi kabul etti ve 2030 İklim Mücadelesi Bildirisi’ni yayımladı. Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefl eri’ni temel alan RIBA, inşaat sektörüne uygulanabilecek yaklaşımları ve standartları belirlemiş. Bu liste, sürdürülebilirliğin bina tasarımının merkezinde yer almasını sağlamak için bir çerçeve oluşturuyor. Tasarlanan binalarda operasyonel enerji gereksinimlerini, gömülü karbon emisyonlarını ve içilebilir su kullanımını azaltma hedefl erine ulaşmayı taahhüt ediyor. İlk üç standartta enerji, karbon ve su tüketimi yer alıyor. Binaların ısıtma, soğutma, aydınlatma gibi enerji kullanımlarını %75 oranında azaltması hedefl eniyor. Ayrıca malzemenin karbon ayak izine bakıp, inşaat sırasındaki emisyonlarını %50-%70 oranında azaltılması hedefl eniyor. Ve son olarak da konutlarda genel olarak su verimliliğinin arttırılması hedefleniyor.

 

15 March, 2022 / Konya Mimod yazdı

YORUM YAZ